|
|
Bilinçdışı Renklerim Var
İçimden tek bir ses vermek bile gelmiyor artık... Benliğimden dalga dalga uzaklaşırken bu ufacık salın üstünde, karaya dönüp haykıracak gücü bile kendimde bulamıyorum. Oysa ne kadar da güçlü görünüyorum, ne kadar mağrur ! Hep bir şeylere inanıyor, ve hep ihanet edercesine uzak duruyorum inandıklarımdan. Bu basit ama zehirli gerçeğin girdabında yuvarlanırken güç toplamak sanırım imkansız. Mümkün olduğu anlarda da nedense hep başka yerlere harcanıyor bu güç.
Ne söylediğimi bilmiyorum, ne söyleyeceğimi de. Pusulam yok. Nerede kuzey, ne tarafımdan doğacak güneş, ne taraftan karanlıklar bastırıyor; her gün dünyaya yeniden gelmiş gibi acıyor gözlerim, göremiyorum. Ne umuduma anlam verebiliyorum, ne de umutsuzluğuma. Neden-sonuç ilişkilerinden kopmuş vaziyette sürükleniyorum.
Bilinçdışı renklerim var artık benim, ağır aksak ritimlerim. Çok sayıda boş konuşma biriktirdim sözel hazinemde, dünya tarihi boyunca oyalayacak türlü lakırdılar bilirim. Bir tek kelimesi fark yaratmayacak söz öbeklerinin nezaretinde yaşıyorum epeydir, gardiyanlarıma hizmet etmek oldu görevim.
Önceleri insanı yalnızca kendi başına gelenlerle sınar sanırdım hayat, ne çocukluk ama! Bütünün içindeki inançsızlık, umutsuzluk, karanlık bütün oksijeni çekiyor gökyüzünden. Bütün denizler kirli, bütün ırmaklar kuru, bütün tarlalar çöl oluyor gözbebeklerinde. Bu yoksunluğun içinde nefes alabilmek değil, almayı isteyebilmek bile kocaman bir başarı bu sınav süresince.
Belki de.. belki de ben abartıyorum, bu çaresizliğe kılıflar arıyorum.
“Herkes kendini öldürmeye niyetli, kimse yaşamayı sevmiyor” derdim, işte bir zamanlar ne kadar çocuk olduğuma apaçık bir kanıt daha. Koca mavi bir tavandan sarkan kapkalın halatlara geçiyor boyunlar kendi elleriyle her gün, ruhunu öldürme işlemi yaygın bir rutine oturmuş; senaryo her gün tekrarlanıyor. Hayat sanki her sabah and içtiriyor... “İlkem, doğrularımı yok saymak; maskemi, illetimi canımdan çok sevmektir! Varlığım bu karanlıkta heba olsun!”
Okyanusun ortasında paramparça olmuş kocaman bir geminin enkazından denize saçılmış herkes, hepsi kendince mağdur. Manzara vahim, suyun içinde kıpırdamıyor tek bir tanesi bile, ‘ümit çoktan tükenmiş diyorsun’ bakınca, ‘doğru zamanlar geçip gitmiş, kaybedilmiş hepsi’ diyorsun. Oysa hepsinin ışığı hâlâ alev alev içlerinde. Gemiyi de onlar yaratıyor, buzdağını da. Yolculuklarda yeni adet yarıda bırakmak artık, herkes en dramatik sonları düşünüyor. Bu enkazdan kurtulup kıyıya çıkmaya çalışanların da tutuluyor ayakları suyun altından, kesiliyor çabası. Sırtına da milyonlarca ‘ölü’ biniyor; omuzları suya biraz daha batarken “çıkar bizi de o kıyıya çıkacaksan” diyorlar, dahası.
Baylar ve bayanlar işte karşınızda : “Toplu intihar – çağımızın vebası”... |
|