|
|
Dil ve Tarih Faktörünün Önemi
Atatürk'ün Türk Milliyetçiliğini geliştirmek ve sağlamlaştırmak için kullandığı iki önemli yöntem, tarih ve dil unsurlarında ortaya çıkmaktadır. Ortak bir kültürden gelen Türk Milleti bu tarihte, ülküde birliğinin farkına varmalıydı. İşte bu amaçla ilk olarak Türk Tarih Kurumu ve Türk Dil Kurumu kurulmuştur. Ulusal kimliği geliştirici işlevler yerine getirmek üzere kurulan bu kurumların çalışmaları, milliyetçilik ilkesini birleştirici ve bütünleştirici bir çizgiye oturtmuştur. Bu şekilde bir çatı altında birleşen devletin hızla eğitilmesi, ve yıllar boyunca oluşan açıkları kapatmak da çok kapsamlı bir çalışma gerektirmekteydi. Atatürk "Milli duygu ve dil arasındaki bağ çok güçlüdür. Dilin milli ve zengin olması milli duygunun gelişmesinde başlıca etkendir" derken, cumhuriyetin en temel ilkelerinden olan milliyetçilik ilkesinin yerleşmesinde milli tarihin ve milli dilin önemini vurguluyordu. Bu girişimle çağdaşlaşma yolunda da çok önemli bir adım atılıyordu. </SPAN> Cumhuriyetçilik, Halkçılık ve Devletçilikle beslenen Atatürk milliyetçiliği, hiç kuşkusuz çağdaşlaşma yolunda atılan en önemli adımdır. Atatürk liderliğinde kazanılan İstiklal Savaşı'nın başlıca dayanağı Türk milliyetçiliğidir. Zaferden sonra yürürlüğe sokulan Türk inkılabının amacı da; Türk Milleti'ni tümü ile çağdaş yapmaktır. Atatürkçü yaklaşımda millet olma duygusunun güçlendirilmesi ile çağdaşlaşma birbirini tamamlamaktadır. Atatürk bir yandan Türk Milleti'ni çağdaş yapmak, diğer yandan tarih ve dil çalışmaları ile Türk kültürünün milli temellerini geliştirmek istemiştir. Ona göre tarihçiliğimizdeki bu eksiklik Türk milliyetçiliğinin uyanışındaki gecikmenin sonucu idi. Dünya milletleri Osmanlı ülke ve devletinden "Türkiye", "Türk İmparatorluğu" diye bahsederken, bizde "Türk" sözü dile bile alınmıyordu. İlk defa Batılı Türkologların, Orta Asya'da başlayan Türk tarihine dikkati çeken eserler yayınlamaları, Türk tarihine karşı ilgiyi uyandırmış ve böylece Türk tarihçileri Türk Milleti'nin tarihine yer vermeye başlamışlardır. Başöğretmen Atatürk, Kayseri'de harf inkılabı çalışmaları sırasında. (20 Eylül 1928)
 Atatürk, Türk Dil Kurumu toplantısına başkanlık ederken. (4 Ocak 1933) Soldan sağa: Hasan Ali Yücel, Celal Sahir Erozan, Ahmet Cevat Emre, Dr. Reşit Galip, Atatürk, Afet İnan, Ruşen Eşref Ünaydın, İbrahim Necmi Dilmen ve Hamit Zübeyr Koşay. Türkiye Cumhuriyeti yeni bir devletti. Ancak bu devleti kuran Türk Milleti, uzun ve parlak bir tarihe sahipti. Bu köklü milletin tarihi aydınlığa çıkarılmalıydı. İşte Atatürk'ü tarih konusuna eğilmeye sevkeden başlıca sebep bu idi. Atatürk'ün ön ayak olması ile 1930'da "Türk Tarihi Ana Hatları" yayınlandı. 12 Nisan 1931'de Atatürk'ün direktifi ile daha sonra "Türk Tarih Kurumu" adını alan "Türk Tarihi Tetkik Cemiyeti" kuruldu ve dört ciltlik bir "Genel Tarih" yayınlanarak burada ağırlık Türk tarihine verildi.
Milli Eğitimin Önemi Eğitim, insanın davranışlarında, fikir ve ideallerinde, hayata bakış açısında, estetik ve sanat anlayışında, ahlakında ve bunun gibi daha pek çok konudaki ilerleme sürecini göstermektedir. Atatürk, eğitim sisteminin kaliteli ve çağdaş sınırın çok daha ilerisinde olması için daima yeni fikirlerle beslenmesi gerektiği inancını taşımış, sahip olduğu kararlılık sayesinde Türk Milleti'nin ilerlemesine öncülük etmiştir. Türk Milleti'nin gerek Türkiye hudutları içerisinde, gerekse bu hudutların dışında varlığını sürdürebilmesi, iktisadi ve sosyal alandaki gelişimi, her zaman eğitim ve kültür düzeyi ile doğru orantılı olarak ilerlemiştir. Bundan dolayıdır ki, Ulu Önder yaşamı boyunca milli ve dini eğitimin geliştirilmesine büyük önem vermiştir.
|
|