|
|
1.BÖLÜM: ATATÜRKÇÜLÜK VE ATATÜRK İLKELERİNE GENEL BAKIŞ
A) ATATÜRKÇÜLÜK
Atatürkçülük, Türkiye’nin gerçeklerinden doğmuş bir düşünce sistemidir. Türk milletinin iradesiyle oluşmuş, tarihi bir gelişmenin ürünüdür. Her şeyden önce, millete haklarını tanıma ve tanıtmadır;millet egemenliğinin ifadesidir. Atatürkçülük bir kurtuluştur , milletçe bağımsızlığa kavuşmadır.Çağdaş uygarlık seviyesine ulaşmadır,modernleşmedir. Hür düşünceyi temsil eder,hürriyet ve demokrasi anlayışıdır. Atatürkçülük, modern bir toplum hayatı yaşamak demektir. Laik bir düzen kurma, müspet bilim zihniyetiyle devleti yönetmektir. Bu iki anlamıyla Atatürkçülük , Türk toplumuna en uygun sosyal ve siyasal kuramları kurma ve modern toplum olma demektir.
B) ATATÜRK’ÜN KENDİ İFADELERİ İLKELERİNİN TANIMI
Atatürk ilkelerini “Temel İlkeler” ve “Bütünleyici İlkeler” olarak iki grupta değerlendirmekteyiz. · “Temel İlkeler”: Cumhuriyetçilik, Laiklik , Devrimcilik, Halkçılık,Milliyetçilik ve Devletçilik ’tir. · “Bütünleyici İlkeler”: Milli Egemenlik , Milli Bağımsızlık, Milli Birlik ve Beraberlik, “Yurtta Sulh, Cihanda Sulh” , Çağdaşlaşma, Bilimsellik ve Akılcılık , İnsan ve İnsanlık Sevgisidir.
I.Temel İlkeler
a) Cumhuriyetçilik: · Türk milletinin karakter ve adetlerine en uygun olan idare,Cumhuriyet idaresidir. (1924) · Cumhuriyet rejimi demek , demokrasi sistemiyle devlet şekli demektir. (1933) · Cumhuriyet,yüksek ahlaki değer ve niteliklere dayanan bir idaredir.Cumhuriyet fazilettir…(1925) · Bugünkü hükümetimiz, devlet teşkilatımız doğrudan doğruya milletin kendi kendine, kendiliğinden yaptığı bir devlet ve hükümet teşkilatıdır ki onun adı Cumhuriyet’tir. Artık hükümet ile millet arasında geçmişteki ayrılık kalmamıştır. Hükümet millet ve millet hükümettir.(1925) b) Laiklik: · Laiklik ,yalnız din ve dünya işlerinin ayrılması demek değildir. Bütün yurttaşların vicdan, ibadet ve din hürriyeti de demektir. (1930) · Laiklik, asla dinsizlik olmadığı gibi , sahte ve dindarlık ve büyücülükle mücadele kapısını açtığı için , gerçek dindarlığın gelişmesi imkanını temin etmiştir. (1930) · Din, bir vicdan meselesidir. Herkes vicdanının emrine uymakta serbesttir. Biz dine saygı gösteririz. Düşünüşe ve düşünceye karşı değiliz. Biz sadece din işlerini, Millet ve devlet işleriyle karıştırmamaya çalışıyor, kasıt ve fiile dayanan tutucu hareketlerden sakınıyoruz. (1926) c) Devrimcilik: · Yaptığımız ve yapmakta olduğumuz devrimlerin gayesi, Türkiye Cumhuriyeti halkını tamamen çağdaş ve bütün anlam ve görüşleriyle medeni bir toplum haline ulaştırmaktır.(1925) · Biz büyük bir devrim yaptık. Memleketi bir çağdan alıp yeni bir çağa götürdük.(1925) d) Halkçılık: · İç siyasetimizde ilkemiz olan Halkçılık, yani milletin bizzat kendi geleceğine sahip olması esası Anayasamızla tespit edilmiştir.(1921) · Halkçılık, toplum düzenini çalışmaya, hukuka dayandırmak isteyen bir toplum sistemidir. (1921) · Türkiye Cumhuriyeti Halkını ayrı ayrı sınıflardan oluşmuş değil , fakat kişisel ve sosyal hayat için iş bölümü itibariyle çeşitli mesleklere ayrılmış bir toplum olarak görmek esas prensiplerimizdendir.(1923)
e) Milliyetçilik: · Türkiye Cumhuriyeti’ni kuran Türk Halkına , Türk Milleti denir. (1930) · Diyarbakırlı , Vanlı, Erzurumlu, Trakyalı hep bir soyun evlatları ve aynı cevherin damarlarıdır. (1923) f) Devletçilik: · Devletçilik’in bizce anlamı şudur: Kişilerin özel teşebbüslerini ve şahsi faaliyetlerini esas tutmak ,fakat büyük bir milletin ve geniş bir memleketin ihtiyaçlarını ve çok şeylerin yapılmadığını göz önünde tutarak, memleket ekonomisini devletin eline almak.(1936) · Prensip olarak, Devlet ferdin yerine geçmemelidir.Fakat ferdin gelişmesi için şartları göz önünde bulundurmalıdır.(1930) · Kesin zaruret olmadıkça, piyasalara karışılmaz; bununla beraber hiçbir piyasa da başıboş değildir.(1937)
II. Bütünleyici İlkeler
a) Milli Egemenlik: · Yeni Türkiye Devleti’nin yapısının ruhu milli egemenliktir; milletin kayıtsız şartsız egemenliğidir. Toplumda en yüksek hürriyetin , en yüksek eşitliğin ve adaletin sağlanması, istikrarı ve korunması ancak ve ancak tam ve kesin anlamıyla milli egemenliği sağlamış bulunmasıyla devamlılık kazanır. Bundan dolayı hürriyetin de , eşitliğin de , adaletin de dayanak noktası milli egemenliktir.(1923) b) Milli Bağımsızlık: · Tam bağımsızlık denildiği zaman, elbette siyasi , mali, iktisadi, adli, askeri, kültürel ve benzeri her hususta tam bağımsızlık ve tam serbestlik demektir. Bu saydıklarımın herhangi birinde bağımsızlıktan mahrumiyet, millet ve memleketin gerçek anlamıyla bütün bağımsızlığından mahrumiyeti demektir.(1921) · Türkiye Devleti’nin bağımsızlığı mukaddestir. O ebediyen sağlanmış ve korunmuş olmalıdır. (1923) c) Milli Birlik ve Beraberlik: · Millet ve biz yok, birlik halinde millet var. Biz ve millet ayrı ayrı şeyler değiliz.(1919) · Biz milli varlığın temelini, milli şuurda ve milli birlikte görmekteyiz.(1936) · Toplu bir milleti istila etmek, daima dağınık bir milleti istila etmek gibi kolay değildir(1919) d) “Yurtta Sulh, Cihanda Sulh”: · Yurtta Sulh, Cihanda Sulh için çalışıyoruz. (1931) · Türkiye Cumhuriyeti’nin en esaslı prensiplerinden biri olan Yurtta Sulh, Cihanda Sulh gayesi , insaniyetin ve medeniyetin refah ve terakkisinde en esaslı amil olsa gerekir.(1919) · Sulh, milletleri refah ve saadete eriştiren en iyi yoldur.(1938) e) Çağdaşlaşma: · Milletimizi en kısa yoldan medeniyetin nimetlerine kavuşturmaya, mesut ve müreffeh kılmaya çalışacağız ve bunu yapmaya mecburuz.(1925) · Biz batı medeniyetini, bir taklitçilik yapalım diye almıyoruz. Onda iyi olarak gördüklerimizi, kendi bünyemize uygun bulduğumuz için, dünya medeniyet seviyesi içinde benimsiyoruz.(1926) f) Bilimsellik ve Akılcılık: -Bilimsellik: · Dünyada her şey için, medeniyet için,hayat için,barış için en gerçek yol gösterici bilimdir, fendir.(1924) · Türk Milleti’nin yürümekte olduğu ilerleme ve medeniyet yolunda , elinde ve kafasında tuttuğu meşale, müspet bilimdir. (1933) -Akılcılık: · Bizim , akıl , mantık, zekayla hareket etmek en belirgin özelliğimizdir.(1925) · Bu dünyada her şey insan kafasından çıkar.(1926)
g) İnsan ve İnsanlık Sevgisi: · İnsanları mesut edeceğim diye onları birbirine boğazlatmak insanlıktan uzak ve son derece üzülünecek bir sistemdir. İnsanları mesut edecek yegane vasıta, onları birbirlerine yaklaştırarak, onlara birbirlerini sevdirerek, karşılıklı maddi ve manevi ihtiyaçlarını temine yarayan hareket ve enerjidir.(1931) · Biz kimsenin düşmanı değiliz.Yalnız, insanlığın düşmanı olanların düşmanıyız.(1936)
2.BÖLÜM: DEVLETÇİLİK
A) DÜNYADA DENENEN EKONOMİ POLİTİKALARI
XX. yüzyılda dünya devletleri daha mutlu yaşamak imkanlarına kavuşmak için üretimi artırma gereğini duydular. Bunun için de başlıca üç yöntemin uygulanmasını öngördüler.
I. Liberal Ekonomi: Bu tür ekonomilerde üretim için gerekli olan sermaye, üretim etkinliği ve üretilen malların dağıtımı tümüyle bireylere bırakılmıştır. Liberal ekonomi görüşüne göre, ekonomik hayatın kendiliğinden işleyen yasaları vardır: Üretim, mallara olan isteğe bağlıdır, istek ise, üretimin az veya çok olmasını sağlar. Devlet bu kuralları yönlendirmeye karışmamalıdır. Devletin görevi yurdu savunmak, eğitim işlerini düzenlemek, adalet dağıtmak gibi alanlarda kalmalıdır. Devlet ekonomik hayata katılırsa az önce belirtilen denge bozulur. Gerekirse devlet, ancak büyük bunalımları gidermek için ekonomik hayata girmeli , bunalım geçince de gene çekilmelidir.Büyük ekonomik güce sahip olan kapitalist ülkeler, liberal görüşü uygulayarak bu güne gelmişlerdir. II. Sosyalist Ekonomi: Bu tür görüşü uygulayan ülkelerde hem sermaye, hem üretim doğrudan doğruya devletçe sağlanır. Kişilerin üretim araçlarına sahip olmaları yasaktır. Devlet tüm sermayenin sahibidir. Bütün ekonomik hayat , devletin öngördüğü biçimde düzenlenir. Malların dağıtımını da devlet yapar.Bazı ülkeler temelde bu görüşü benimsemişlerdir. III. Ilımlı Ekonomik Sistemler: Dünyanın hızla değişen şartları hem liberalizmin, hem de sosyalizmin katıksız bir biçimde işleyemeyeceğini göstermiştir. Bu bakımdan liberal rejimlerin bazılarında, devlet ekonomik hayata artan ölçüde girerken, sosyalist sistemde de yumuşamalar göze çarpmaktadır. Böylece her iki gruptan bazı ülkeler rejimlerinin temelini bozmadan önemli sistem değişikliklerine girmektedirler.
B) DEVLETÇİLİK İLKESİNİN TANIMI VE ÖZELLİKLERİ
Atatürk ilkeleri arasında yer alan Devletçilik ilkesi ,bir ekonomi siyasetidir. Devletin iktisadi yaşama müdahalesidir. Yukarıda anlatılan rejimlere benzemez. Milli özelliklerimize uyan gerekli kalkınmayı sağlayacak bir modeldir. Bu nedenledir ki Atatürk’ün Devletçilik ilkesi , Türkiye’ye özgü bir kalkınma şeklidir. Planlı ve ekonomik kalkınmaya dayalı bu sistemde, üretim ve dağıtım araçları, özel ve devlet sektöründe olmasına karşın yönlendirici devlet olur. Devletçilik ülke ve millet imkanlarının kullanımına ,işletilmesine , kalkınmaya , gelişmeye ve çağdaşlaşmaya devletin ekonomik fonksiyonuna yön veren bir ilkedir. Ekonomik büyümeye, emeğe, dağılıma , insan öğesine bir bakış , bir anlayış biçimidir.Devletçilik,devletin ekonomide, sanayide, işletmecilikte, millet ve toplum yararına görev üstlenmesi, milli ekonominin ana kaynaklarını, bağımsızlığın gerektirdiği ana kaynakları yaratmak, müesseseleri kurmak, bunları işletmek, yarattığı değerleri yine millet yararına olan işlerde değerlendirerek kullanmasıdır.Ulusal ekonomiyi kurmak ve bu ekonomiyi “halk yararına”, “ulus yararına” , “ulusal devlet yararına” yönlendirme girişimidir. Devletçilik, temel anlamıyla devletin ekonomik hayatın içine girmesidir. Ama bu yapılırken sosyalist model benimsenemez. Elinde sermayesi olan vatandaşlar ,birkaç alan dışında, diledikleri biçimde üretime katılabilirler. Devlet bunlara engel olmadığı gibi üstelik gereken önlemleri alarak işlerini kolaylaştırır, kişileri üretim ve ticaret işine özendirir. Mustafa Kemal’in kurduğu partinin programında 1935 yılında yapılan düzeltmelerden sonra , Devletçilik ilkesi şöyle tanımlanıyordu; “Özel çalışma ve faaliyeti esas tutmakla beraber mümkün olduğu kadar az zaman içinde milleti refaha ve memleketi gelişmişliğe eriştirmek için, milletin genel ve yüksek yararlarının gerektirdiği işlerde, özellikle iktisadi alanda devleti fiilen ilgilendirmek önemli esaslarımızdandır. İktisat işlerinde devletin ilgisi fiilen yapıcılık olduğu kadar, özel girişimcileri teşvik ve yapılanları düzenlemek ve denetlemektir.” Aslında Atatürkçülük’ün hedefi halkı çağdaş yaşam şartlarına kavuşturmak ve devleti de bu doğrultuda gerekli koşulları yaratmakla görevlendirmektir. Bu bir sosyal devlet anlayışıdır. Devletçilik ise bu sosyal devletin ekonomi politikasıdır.Atatürk kuram ve uygulamada “sosyal devlet” kavramını içeren ulusal ekonomik kalkınma modeli oluşturmaya ve bunu devletçi bir siyaset ile uygulamaya çalışmıştır.Atatürk Türkiye’si özde kendi çabasına dayanarak sağlıklı , olumlu ve başarılı bir sanayileşme siyaseti gütmüştür. Atatürk sosyal devlet anlayışı içinde ,dünyaya açık fakat kendi birikimi, ulusal gerçekler doğrultusunda oluşturulan kalkınma modelini benimser. Bu model ülke gerçeklerine dayandığı için başarı şansı yüksektir ve öyle de olmuştur. Bu tüm ülkeler için geçerli olan bir olgudur.Öte yandan bu “ulusal kalkınma-çağdaşlaşma modeli” iç işlerimize karışma olasılıklarını da engeller. Devletçilik ilkesi özel girişimciliği yadsımaz, özel teşebbüsü reddetmez.Tüm üretim araçlarının devlet elinde toplanmasını öngörmez. İyelik, mülkiyet haklarına saygılıdır, fakat iyelik hakkının toplumun,ulusun yararına aykırı biçimde kullanılmasına da izin vermez. Atatürkçülükte katı bir devletçilik anlayışı yoktur. Atatürkçülük özde “karma ekonomiyi” benimser. Üretimin arttırılabilmesi için “ Devlet ve özel teşebbüsün birbirine karşı değil , birbirinin tamamlayıcısı” olması gerektiği benimsenmelidir. Atatürk dıştan ekonomik model dayatılmasına karşıdır. Paul E. Sigmund’un belirttiği gibi toplumsal ve ekonomik bir devrim içinde gelişmekte olan ülkelere yön verecek düşünce sistemi kapitalist ya da Marksist düşünce sistemi değildir. Onların benimsediği düşünce sistemi daha çok Atatürk’ün düşünce sistemine benzemektedir. Çünkü aslında “ulusal kültüre ve ülkenin özelliklerine dayanan bir kalkınma ve sanayileşme” düşünce sistemidir. Kemalist Devletçilik anlayışının , bütün üretim araçlarını devletin elinde toplamayı öngören Marksizm ile kuşkusuz ki hiçbir ilgisi yoktur. Hızlı bir ekonomik büyümeyi sağlamak için devletin lokomotif görevini üstlenmesi anlamına geliyordu. Devletçilik, toptan ve kollektivist bir anlayış değildir. Planlı ekonomide , ülkenin kendi kaynaklarını işletmeye geçirmede ve ekonomiyi kurmada başlıca etkenin millet olacağı görüşü benimsenmiştir.Devlet ekonomiye yön verecek, kıt kaynakların akılcı kullanımını planlayacaktı. Devlet özel girişimcilerin ilgilenmediği, başarılı olamadığı ya da kamu yararına gördüğü alanlarda yatırım ve işletmecilik yapacaktı. Devletçilik salt kapitalist ve salt Marksist model dışında bir ekonomik kalkınma yöntemi aramanın ve bunun gereğine inanmanın ürünüdür.1929 yılından başlayarak bir yandan kapitalist dünyanın en derin bunalımlarından birini yaşaması, öte yandan Sovyet modelinin ulusallığı yadsıması ,aşırı şiddet yöntemine başvurması , Türkiye’ yi bu dönemde devletçilik ilkesi yolunda kendi ulusal ekonomik kalkınma modelini oluşturma çabasına itmiştir. Çağdaş Türk sanayisinin kurulması bu dönemde başlamıştır. Anayasamızda da yer alan bu ilkenin, özellikle halkçılı ilkesini bütünleyici , halkçılık ilkesinin gerçekleşmesini sağlayacak bir yöntem olduğu gözden uzak tutulmamalıdır. Bu ilke, yüzyıllar boyu sağlanmış teknik gelişmeleri , sanayiyi kısa sürede yurtta sağlamayı istemekte, ona çalışmakla birlikte, bunları başarmış ülkelerin , yaptıkları büyük yanlışlıklara , içine düştükleri büyük zorluklara ve çelişkilere uğramamak için ortaya konmuş ve Atatürk tarafından gerçekleştirilmeye başlanmıştır.Atatürk ilkeleri arasında özel bir yer tutan devletçilik , ulus birliğini-bütünlüğünü sınıflara parçalamamak ; bu sınıflar arasında ulus varlığını sarsan, yıpratan çatışmalara , karşıtlıklara düşmemek amacına yöneliktir.Devletçilik ilkesi , devlet ile bireyin etkinlik alanlarını saptarken özel ve bireysel ekonomik girişim ve etkinliklere set çeken, onları yok eden bir yöntem değil, ilke olarak devleti bireyin yerine koymamak, fakat bireyin gelişmesi için genel koşulları hazırlamak ve bireyin kişisel etkinliğini ekonomik ilerlemenin ana kaynağı olarak görme anlayışıdır. Atatürk’ün Devletçilik anlayışı şu şekilde özetlenebilir;”Özel sektörün sermaye ve bilgi birikimi yönünden yetersiz olduğu ekonomik alanlara devletin girerek özel sektöre öncülük etmesi , daha sonra da bu alanlardan çekilerek yerini yeterli duruma gelen özel sektöre devretmesidir”. Kısaca; Atatürkçü Devletçilik anlayışı kalkınmada , sanayinin kurulup geliştirilmesinde karma ekonomiyi destekler ve sosyal adaletin gerçekleşmesinde , sosyal adaletin sağlanmasında karma ekonominin başarılı olacağına inanır. Atatürkçü Devletçilik sosyal devlet anlayışı içerdiğinden , halk yararına işleyen bir ekonomik sistemi benimsediğinden yarınlarda da geçerliliğini koruyacaktır. |