|
|
İnsanlar arası iletişim; kişilerin birbirlerine bilinçli veya bilinçsiz olarak
duygu ve düşüncelerini aktardıkları bir süreçtir. Bu sürecin başarısı, bireyin
yaşamındaki mutluluğun temelini oluşturur. Anne, baba ve çocuk ilişkisinde her
iki tarafın da birbirlerinin duygu ve düşüncelerini paylaşarak kabul etmeleri
ile bir çok soruna çözüm bulunabilir.
Çocuklarla etkili iletişim nasıl olmalıdır? İsterseniz bu sorunun
cevabını vermeden önce etkisiz iletişim yollarının neler olduğuna bir göz
atalım.
ETKİSİZ İLETİŞİM YOLLARI
Emir Vermek, Yönlendirmek
""Hemen o yemeği bitir!"", ""Git odanı topla!"", ""Hayır öyle yapma
böyle yap"" gibi cümleler çocuğun anne-baba duygu ve düşünceleriyle davranması
gerektiği mesajını verir. Söylenenin tersini denemeye davet edebilir; isyankar
davranışa ya da misillemeye yol açabilir.
Ahlak Dersi Vermek
""Bütün iyi çocuklar böyle yapar."" Çocuğa otoritenin gücünü ve
zorunlulukları gösterir, sen akıl edemiyorsun, ben senin yerine akıl edebilirim
mesajını verir. Aynı zamanda çocuğun durumunu daha şiddetle savunmasına yol
açabilir.
Uyarmak, Göz Dağı Vermek
""Eğer evin içinde top oynamaya devam edersen, o topu keserim."" Bu
tarz mesajlarla ise çocuk sindirilmiş olacaktır. Ayrıca gücenme, kızgınlık,
isyankarlığa neden olabilir.
Öğüt Vermek, Çözüm ve Öneri Getirmek
""Buna üzülmekle vakit geçireceğine git giysilerini topla!"" Çocuğa
kendisinin kararlar alamayacağı ve dıştan denetimli olmaları gerektiği mesajını
verir. Çocukta direnç ve isyan yaratabilir.
Öğretmek, Nutuk Çekmek, Mantıklı Düşünceler Önermek
Bu mesajlar sorun yaşanmadığı durumlarda veya yeni bir şey yapmayı
öğrenirken sorun yaratmayabilir. Fakat bir sorun anında bu mesajlar verilirse
çocukta yetersizlik duygusu, küsme ve söylenenlere cevap vermeme gibi sonuçlar
doğurabilir.
Yargılamak, Eleştirmek, Ad takmak
""Şapşal"", ""Bebek gibi ağlama"", ""Kötü çocuklar gibi davranma""
vb. olumsuz değerlendirmeler içeren bu mesajlar çocuğun kendisini değersiz
hissetmesine neden olur, benlik imajlarını olumsuz etkiler, çocuk yargı ve
eleştirileri gerçek olarak algılar.
Övmek, Aynı Düşüncede Olmak, Olumlu Değerlendirmeler
Yapmak
Çocuğun bir sorunu olmadığı zamanlarda kullanıldığında yararlı
olabilir. Çocuğun beklenen, olumlu davranışlarını takdir etmek önemlidir. Fakat
sürekli tekrarlanan ve moral verme amaçlı olan ""Sen akıllı çocuksun,
yapabilirsin"" gibi mesajlar çocuklarda anlaşılmamış hissi uyandırabilir. Asıl
soruna inmek için çaba gösterilmelidir.
Yorumlamak, Analiz Etmek, Teşhis Koymak
""Çaba göstermediğin için derslerin zayıf."", ""Aslında sen öyle
demek istemiyorsun."" vb. Bu mesajlarla çocuğa ben seni senden daha iyi tanırım
mesajı verilir ve çocuk yanlış anlaşıldığını hissedebilir.
Soru Sormak, Sınamak
""Ne yaptığının farkında mısın?"", ""Bunu sana kim öğretti?"", ""
Neden? Kim? Sen ne dedin? Nasıl?"". Sorgulamak çocukta güvenilmediği hissi
doğuracaktır. Ayrıca sorularla çocuk anne-babasının sorunu çözeceği ya da
anne-babasının endişelendiği hissine kapılabilir.
Sonuç olarak;
Etkisiz iletişimin kullanıldığı ortamlarda çocuk aile içinde
anlaşılmadığını ve kabul edilmediğini hissedecektir. Ayrıca dıştan denetimli
olacaklardır ve otorite figürleri yanlarında yokken nasıl davranmaları
gerektiğini bilemeyeceklerdir. Etkili iletişim yollarını kullanan ailelerde ise
çocuklar kabul edildiklerini hissedecek, kendilerine ve ailelerine güven
duyacaklardır. Ayrıca evde öğrendikleri iletişim becerilerini aile dışındaki
ortamlarda kullanarak çevreyle daha sağlıklı iletişim kuracaklardır.
ETKİLİ İLETİŞİM İÇİN İSE;
DİNLEMEK
Yetişmekte olan çocuklarla sağlıklı iletişim kurabilmenin ilk şartı
dinlemektir. Anlamak için dinlemek gerekir. İyi şeyler söyleyebilmek için de iyi
dinlemiş olmamız gerekir.
Çoğu zaman büyükler çocukların ilk cümlelerinden ne diyeceklerini
tahmin ederler. Fakat onların adına, düşündüklerini, hissettiklerini bildiğimiz
şeyler olarak kabul etmek onları daha iyi tanımamıza engel olacaktır. Her zaman
tahmin ettiğimiz şeyi söylemeyebilirler.
Sık soru sormadan ve yorum yapmadan dinlemek fakat kendini ifade
etmekte zorlandığı yerlerde sorularla konuşmaya, daha iyi ifade etmeye teşvik
etmek, göz teması kurmak iyi dinlemek için bir yöntem olabilir. Burada üç kritik
A’dan bahsedebiliriz: Anlamak-Anlatmak-Anlaşmak. Dinleyerek anlayacağız,
anladıktan sonra anlatacağız ve anladığımız ile anlattığımız uyuşuyorsa anlaşmış
olacağız. Burada önemli olan çocuğa ulaşmak, duygu ve düşüncelerini ifade
etmesini teşvik etmek, anlaşıldığını ona hissettirmektir.
BEN DİLİ-SEN DİLİ
Birçok anne-babada şu düşünceler olabilir: ""Ne söylesem, ne yapsam
çocuğum anlamıyor."" ""Bu çocuk yüzünden artık çileden çıkıyorum""
Anne-babalar anlaşamadıkları ya da kendileri için sorun olarak
gördükleri, ancak çocuk için sorun olmayan durumlarda ne yapmalıdırlar? Burada
etkili iletişim yolu ben-iletileridir. Ben iletileri var olan sorunu çözmek için
değil, anne-babanın duygu ve düşüncelerini iletmek için kullanılabilecek bir
yöntemdir. Böylece çocuk ortada bir sorun olduğunu ve bu durumun anne-babasını
rahatsız ettiğini anlayacaktır.
Ben dili ile konuşmak kişinin sadece kendinden konuşması veya kendini
övmesi, öne sürmesi demek değildir. "Ben" dili, kişinin o anda karşılaştığı
durum veya davranış karşısında, kişisel tepkisini duygu ve düşüncelerle
açıklayan bir ifade tarzıdır. Duygu ve düşüncelerimizi içtenlikle ifade
etmemizdir. Başkalarıyla ilgili değerlendirme ve yorumlarımızı değil, kendi
duygu ve yaşantılarımızı açıklarlar. "Ben" mesajını duyan kişi, karşısındakine
ne hissettirdiğini öğrenir ve eğer bu olumsuz bir duyguysa, kendi isteğiyle
davranışını değiştirir ya da değiştirmez.
"Sen" mesajı iletişimi engeller. Sen mesajı, sen dilidir ve
genellikle kızgınlık ifadesi için kullanılır. Sen mesajları, bizim hakkımızda
bir ileti göndermez, odak hep karşımızdaki kişidir.
Sen Dili
Şu odanın haline bak, bir de utanmadan benimle oynamak istiyorsun.
Yemeğini yeme, büyüme de gör.
Bir daha geç yatarsan seni uyandırmayacağım, okula da gidemezsin.
Ben Dili
Odan dağınık olunca odanı ben toplamak zorunda kalıyorum ve sana
vakit ayıramıyorum.
Yemek yemediğin zaman sağlığın konusunda endişeleniyorum.
Geç yattığın zaman seni uyandırmakta güçlük çekiyorum ve uykusuz
kalacağın için üzülüyorum.
EMPATİ
Çocuğu anlamanın iyi bir yolu çocuğun duygularını algılayarak
hissedebilmek ve olayları onun gözleriyle onun durduğu yerden görebilmek, yani
empati kurabilmektir. Çocukların da birey olduğu ve birey olarak farklı
düşüncelere, duygulara sahip olabilecekleri unutulmamalıdır.
KAYNAK:
Derleme. Evde ve Okulda Mutlu Çocuk Yetiştirmenin Temelleri. Çocuk ve
Aile Kitapları. Haluk Yavuzer, Çocuk Eğitimi El Kitabı. Kolektif.
Ana-Baba Okulu. Remzi Kitabevi
Okul Öncesi Dönemde Arkadaşlık İlişkileri
Arkadaşlık, çocuğun aile ortamından çıkıp kendi yaşıtları ile
iletişim kurmaya başlamasıdır. Özelikle arkadaşlıkların başladığı 3-6 yaş dönemi
çocuğun kendini ifade etmesi açısından büyük önem taşır. Oyun çağındaki
çocukların arkadaş edinmesi çok doğal bir durumdur. Önemli olan çocuğun
kaynaşabileceği ortamı bulabilmesidir. Bu doğallığı sağlayan ise oyun ortamının
olmasıdır. Özellikle dışarıdan bir engel yoksa arkadaşlıklar başladığı gibi
devam eder. Ancak zaman zaman çocuklar birbirleri ile kavga ederler ve küserler.
Daha sonrasında ise hiç bir şey olmamış gibi birbirleri ile oynamaya devam
ettikleri gözlenir.
Arkadaş ilişkileri çocuğun sosyal ve duygusal gelişimi açısından
kesinlikle evde karşılanamaz. Değişik kişilerle arkadaşlık kurabilmek ruhsal
olgunluğu gerektirdiğinden, hiç arkadaşı olmayan bir çocuğun duygusal problemler
yaşayabileceğini düşünebiliriz. Özellikle içe dönük çocuklarda buna benzer
durumlar sıklıkla görülmektedir. Bazı anne ve babaların ise çocuklarının
yaşıtları ile oynamasını bilerek engelledikleri görülür. Çocuk ile evdeki
ilişkisinin çocuk için yeterli olacağını düşünür, birçok oyuncak alarak çocuğunu
evde oyalamak için gereksiz çaba sarf eder. Çocuğun evde olmasının daha uygun
olacağını, okula başladığında arkadaş edinebileceğini düşünür. Bu anne babalar
ya kendi ihtiyaçlarından ya da çocuklarını kendilerine aşırı bağımlı
yetiştirdiklerinden dolayı böyle davranırlar. Çünkü çocuklarının dış ortamda
hasta olacaklarından ya da kötü arkadaşlar edineceklerinden korkarlar. Ya da
çocuğunun arkadaşlarını kendileri seçip, sürekli öğütler vererek çocuk üzerinde
baskı kurabilirler.
Eğer bir çocuk anne ve babası tarafından sürekli kısıtlanıp
kollanmışsa arkadaşlık kurmakta güçlük çeker. İlişkilerinde pasif kalıp, hep
başkalarının dediğini yapmak zorunda kalır. Bu çocukların zaman zaman yeni
arkadaşlar edinebilmek için arkadaşlarına hediye satın aldıkları da görülür.
Yaşıtlarıyla uygun ilişkiler geliştiremezse, kendinden küçükler ile oynamayı
tercih edebilir. Bazen kendi dediklerini yaptırabildiği arkadaşına sıkı sıkı
sarılır. Onu bırakmak istemez. Ya da hiç kimseyle oynamayıp kendi başına olmayı
tercih eder. Kimi çocuk ise saldırgan davranarak kendi istediklerini diğer
arkadaşlarına yaptırmaya çalışır. Bu yüzden sürekli arkadaş değiştirmek zorunda
kalır. Arkadaşları tarafından sürekli reddedildikçe daha çok hırçınlaşabilir.
Ailede yaşanan sıcak ilişkiler ve aile içindeki iletişim, çocuğun
arkadaş çevresinden öğrenebileceği olumsuz davranışları engelleyecektir.
Çocukların arkadaş ilişkilerinde yaşadığı problemleri ele alırken aile yapısını,
aile içi iletişimi ve ilişkileri de incelemek gerekir. Anne ve baba çocuğu yeni
arkadaşlar edinmesi, yaşanacak problemlerin üstesinden gelebilmesi, kendisine
uygun arkadaşı seçebilmesi için cesaretlendirmelidir. Anne baba ve çocuk
arasındaki paylaşımlar, sohbetler de aile içi iletişimi güçlendirecektir.
Çocukların arkadaşlarına verdikleri önem, anne ve babaların
düşündüklerinden çok daha büyüktür. Çünkü gruba kabul edilmeyen çocuk mutsuzdur.
Arkadaşları tarafından aranılıp beğenilmek onun için derslerinde başarılı
olmaktan çok daha önemlidir. Ayrıca çocuklar tarafından en çok tercih
edilenlerin dışa dönük çocuklar olduğu görülmektedir. Arkadaşlık çocuğa
sorumluluk, işbirliği, kendine güven kazandırır. Çocuk başkalarına bakarak
kendini tanır. Beğenip beğenmediği yönlerini daha iyi ortaya çıkarıp
değerlendirebilir.
Çocuğunuzun gelişim düzeyine göre arkadaşlıklarının nasıl değiştiğini
aşağıdaki tabloda görebiliriz.
ARKADAŞLIK
Okul öncesi yıllar
( 3-5 yaş)
Hem olumlu hem de olumsuz etkileşimler vardır. Arkadaşlık oyun oynama
aracıdır. Tek başına olmak tercih sebebi olabilir.
5 yaş
Grup arkadaşlığı önem kazanmaya başlar. Yaşıtları ile ilişkileri
artmaya başlar.
Çocuğunuzun arkadaş edinebilmesi ve arkadaşlıklarını devam
ettirebilmesi için neler önem taşır?
- Arkadaşlarına karşı atılgan davranışlar gösterebilme, devam eden bir oyuna
katılabilme, kendini yeni insanlara tanıtabilme
- Başkalarının duygularını anlayabilme ve kendi duygularını onlarla
paylaşabilme
- Arkadaşları ile ilgili sorumluluk duyma, onlarla belli kurallar
doğrultusunda iletişim kurabilme
- Oyun oynarken paylaşım ve yardımlaşmada bulunabilme
- Kendini kontrol edebilme gücüne sahip olabilme, öfkelendiğinde şiddete
başvurmadan çözüme ulaşabilme
- Uygun fiziksel koşullar (temizlik ve giyim alışkanlıkları)
Eğer çocuğunuz
- Okula gitmek istemiyorsa
- Sürekli yalnızsa
- Kendinden küçükler ya da büyükler ile fazla vakit harcıyorsa
- Herkesin kendisiyle alay ettiğini söylüyorsa
- Oyuncaklarını ve değerli eşyalarını arkadaş edinmek için başkalarına
veriyorsa
- Sürekli yapılan şakalardan şikayet ediyorsa
- Birdenbire arkadaşlık ilişkilerini gözle görülür şekilde kopardıysa
çocuğunuzun yardıma ihtiyacı var demektir.
Kaynakça: Yörükoğlu Atalay Çocuk Ruh Sağlığı, Yavuzer Haluk Çocuk
Psikolojisi,
Yavuzer Haluk Okul Çağı Çocuğu, Amerikan Okul Psikologlar Birliği
Yayınları |
|