|
|
Sessizliğe sığınıyorum. Barınaklığım belki onca “ses”in karşısında durmam; belki de sığındığım şeylerin “ses”li “sessizliğinden… İçim aşk meydanı… Meydan boş, kalbim yaralı… Hiç olmadığım kadar suskunum…
Susuşlarım suskunluklara; suskunluklar sessizliğe; sessizlik haykırışlara… Çığlık çığlığa yüreğim, susuşlarım peşi sıra… İçimdeki her sese bir “sus” kondurmak belki; belki de her sessizliğe bir “çığlık” yamamak… Bendeki ben gidiyor; peşi sıra sessiz çığlıklarım… Kendim olmayan ben, meydanda; yapayalnız…
Gözlerime yansıyor sessizliğim… Gözlerden yüreğe girişiyor belki… Yürekten yine çığlıklara kavuşuyor… Ah “sessizlik”! onca “ses”in içinden “sessizlik”i seç/ebil/mek belki; beni ben yapan. Belki de o “sessizlik”e gelmiş olmam, tüm benliğimle. Bensem bu “sessizlik”te; heyhat! Haykırışlarım seslere değil; sessizliğe gidiyorsa/gidebiliyorsa zafer benimdir ve o ben/imdir! İçim aşk meydanı… Meydan, sessizliğimle örtülü…
Sessizlik… Sessizlik… Sessizlik… var olduğun sürece varım benliğimde! Ve var olduğun sürece varım ben de! Tüm “ses”lere inat, çığlık çığlığayım “sessizlik”e; sessizliğime… |